Proteinler,Karbonhidratlar,Yağlar,ATP,Vitaminler


PROTEİNLER
Karbonhidratlardan ve yağlardan farklı olarak C, H, O’ nun yanında N ve bazen de S bulundurur. Esas görevi yapı maddesi olmaktır. Yapıtaşları amino asitlerdir. Yüksek sıcaklık proteinlerin yapısını bozar. Her canlının protein yapısı kendine özgüdür.
Proteinler hücre içi ve hücre dışında önemli yapı maddeleridir.
Bağ doku kollogen lifleri, kıl ve derideki keratin ( Saç ve Tırnaklarımız) önemli hücre dışı proteinleridir.
Örneğin: Lipoprotein zar yapısı, Nükleoprotein kromozom yapısı.
Kasların kasılmasında görev alan aktin miyozin iplikler protein molekülünden oluşmuştur.
Bir moleküle bağlanıp onu diğer moleküle taşırlar.
Örneğin : Hücre içinde sitoplazma ile çekirdek arasında bazı maddeleri taşırlar.
Biyokimyasal reaksiyonlardaki biyolojik katalizörler yani Enzimlerin hepsi protein moleküllerinden meydana gelmişlerdir.
Proteinler taşıyıcı moleküllerdir. Yüksek enerjili elektronu taşıyan sitokromlar, oksijeni taşıyan hemoglobin protein
moleküllerinden meydana gelmişlerdir.
Not: Hemoglobin 9512 atom bulundurur. C3032H4816N780O872S8Fe4
Vücuda dışarıdan giren hastalık yapıcı maddelere antijen denir. Vücudun antijenlere karşı korunmak amacıyla meydana getirdiği protein yapısındaki moleküllere ANTİKOR adı verilir. Virüslere karşı salgılanan interferon da protein yapısındadır.
Hormonların büyük bölümü proteindir.
Örneğin: kanda şeker seviyesini düzenleyen İnsülin, glukagon hormonları . Dolayısıyla proteinler düzenleyici rol oynarlar.
Depo protein olarak albümin, yılanlarda zehir üretilmesi ayrıca yakılmalarında CO2 , H2O, H2S, NH3, üre, ürik asit gibi artık maddeler oluşur.
Proteinler hücrelerin madde alış verişini sağlayan osmotik basıncın oluşmasında etkilidir.
Örneğin: Doku hücrelerinden kılcal damarlara madde geçişini kandaki proteinlerin oluşturduğu osmotik basınç sağlar.
Yetişkin insanların vücudlarındaki dolaşım, solunum, sindirim, boşaltım gibi biyolojik olaylar olurken hücreler yıpranır. Yıpranan hücrelerin yerine yenilerinin yapılması yine protein varlığında olur.
Hücre zarında bulunan proteinler aminoasit ve glikoz gibi monomerleri tanıyarak hücre içine
alırlar.
Besin kaynağı olarak rol oynarlar.
Örneğin: bazı bitkilerin tohumları çimlenme ve gelişimin ilk safhalarında gerekli enerji için protein depolar. Süt içindeki kazein çocuklar için önemli hayvansal proteindir.
Alınan proteinler ancak uzun açlıkta enerji hammaddesi olarak kullanılır. Bu durumda protein yıkımı, protein sentezinden daha fazladır. Bu yüzden aşırı zayıflama görülür.
SORU: Glikozit, Peptid,Ester Bağları Benzerlik Ve Farklılıkları Nelerdir.Glikozit ve Ester bağında:C-O-C, Peptid C-N- C
Oksijen köprüsü üçünde de ortak. Farklı monomerlerle birleşir.
Anfoter özellikleri: amino grupları asitli ortamda H+ alıp bazik özellik gösterir.

KARBONHİDRATLAR
C,H,O atomundan oluşur. Bu maddelere sulu karbon anlamına gelen karbonhidrat denir. ( H / O = ½ dir.) Birinci derecede enerji kaynağıdır. Canlılarda fotosentez veya kemosentez sonucu sentezlenirler.Karbonhidratlar hem canlının yapısına katılan hem de enerji sağlayan organik bileşiklerin bir grubudur. Bütün canlı hücrelerde bulunur. Doğada genellikle büyük moleküller halindedir. Vücuda alınan bu büyük moleküllerin hücrelere iletilmesi için canlı tarafından sindirilmesi ve uygun molekül büyüklüğüne kadar parçalanması gerekir.
Monosakkaritler:
Hücre zarından geçebilecek kadar küçük moleküllerdir. Sindirime uğramazlar. C sayısı 3-8 arasında değişir. Önemli olanları C sayısına göre :
Triozlar: 3C ‘lu şekerlerdir. Fotosentezin karanlık evresi ve glikoliz reaksiyonlarında karşımıza çıkarlar. Pürivik asit, gliseraldehit.
Pentozlar: 5C’ lu şekerlerdir. DNA’ da bulunanı Deoksiriboz, RNA’ da bulunanı Ribozdur. ATP, DNA ve RNA ‘ nın yapısına katılırlar.
Heksozlar:6C’ lu monosakkaritlerdir.
Glukoz ( üzüm şekeri): Üzüm, bal, incirde bulunur. İnsan kanında 100 ml. de 90 ml. Glikoz bulunur. Beynin en önemli yakıtıdır. Kanda en düşük düzeyde iken bile önce beyin beslenir. Kanda normal düzeyde olmalıdır. Normalin üzerine çıkması şeker hastalığı, normalin altında ise açıkma, bayılma baş dönmesi ve bilinç kaybı gözlenir. Kandaki glikoz miktarı normalin altına düşerse, duyarlı hale gelen beyin hücreleri sürekli sinir impulsları çıkartarak, kasların sürekli kasılmalarına ve sonuçta ölüme neden olur. Kandaki miktarı sinir sistemi, hipofiz, pankreas ( insülin, glukagon ) ve böbrek üstü bezleri (adrenalin ) tarafından düzenlenir. Memelilerin bağırsaklarından emilen früktoz’un çoğu, galaktoz’ un tamamına yakını glikoza çevrilerek alınır.
Fruktoz: Meyvelerde bulunur. Meyve şekeri, balda bulunur.
Galaktoz: Sütte bulunur.
Not: Kana geçişte früktoz ve galaktoz glukoza dönüşür.Heksozların kapalı formülleri aynı açık formülleri farklıdır. Birbirlerinin izomeridir.
Glukozun ayracı Fehling veya Benedict çözeltisidir. Glukoz bu çözeltilerle muamele edilip ısıtılırsa kiremit kırmızısı renk oluşur.
Disakkaritler:İki tane 6 C ‘lu monosakkaritin dehidrasyon reaksiyonuyla birleşmesi sonucunda oluşur. Bu arada kurulan bağın adı glikozid bağıdır.
Glukoz + Glukoz Maltoz ( Arpa şekeri ) + H2O
Gluktoz + Fruktoz Sakkaroz ( Çay şekeri ) + H2O
Gluktoz + Galaktoz Laktoz ( Süt şekeri ) + H2O
Disakkaritler hücre zarından geçemez.

Not: Laktoz süt şekeridir. Sadece memeli canlılar tarafından sentezlenir. Maltoz ve sükroz bitkiseldir.
Polisakkaritler:
n( C6H12O6) ( C6H10O5)n + (n-1) H2O

n tane Glukoz’ un (n – 1) tane su açığa çıkarmasıyla oluşan ve hücre zarından geçemeyecek şekilde büyük olan moleküllerdir.
Not: Bütün polisakkaritler sadece glikoz molekülünden oluşur.


Glikoz birimlerinin farklı şekillerde bağlanması polisakkaritler arasında farklılığa yol açar. Polisakkaritler’ in üç çeşidi vardır.
Not: Hücrelerdeki glikoz molekülleri osmotik basıncı yükselttiğinden çoğunlukla polisakkaritler halinde depolanıp gerektiğinde enerji elde etmede kullanılırlar.
Nişasta: İnsan ve hayvanların temel enerji kaynağıdır. Bitkiler tarafından sentezlenen hücre zarından geçemeyecek kadar büyük makro moleküllerdir. Nişasta bitkide kök, gövde. Yaprak, tohum, meyvede bulunur. Suda çözünmez. Bitkilerde fotosentez sonucu üretilen glikoz lökoplastlarda depolanır. Ayracı iyottur. İyotla nişasta mavi mor renk verir. Nişasta düz glikozit bağıyla dallanmış yapı oluştururlar. Amiloz ve amilopektin olmak üzere iki tip nişasta molekülü vardır.
Amiloz : Glikozun 1-4 , bağları ile birleşmesinden oluşur. Düz zincir şeklinde olup suda çözünmez.

Amilopektin: Amiloz tipi büyüklüğündeki zincirlere 1-6 glikozit bağlarıyla bağlanan yan zincirlerden oluşur. Dallanmış yapıya sahip olup suda çözünür.
n Glukoz Polisakkarit + (n-1) H2O
Tepkimede oluşan glikozit bağ sayısı = su molekül sayısına
Selüloz:
Bitkiler tarafından sentezlenir. Hücre zarından geçemeyen makro moleküldür. ( 1000-2000 glikozun birleşmesinden oluşur.) Bitkilerde golgi cisimciğinde sentezlenirler. Bitki hücrelerinin duvarını oluşturur. Bu yapı hücreye diklik ve sağlamlık kazandırır. Selüloz nişasta ve glikojenden farklı olarak glikozların birbirine ters dönerek bağlanmasıyla oluşur. Düz zincir oluşturur. Ağaçların % 50 ‘ si, Pamuğun % 80 ‘ i selülozdur. İnsan ve hayvanların selüloz parçalayıcı enzimi yoktur.
Ayracı İyotlu Çinko Klorür’ ( IZnCl2 ) dür. Yada sudan I çözeltisi de selülozun ayracıdır. Otla beslenen canlıların sindirim sisteminde bu görevi mutualist bakteriler yapar. İnsanlarda da kalın bağırsağa yerleşen mutualist bakterilerde selülozu sindirebilir. Ayrıca kalınbağırsağı çalıştırır. Odun yiyen böceklerde selüloz sindirilir.
Glukojen:
Sadece hayvanlar tarafından sentezlenir. Dallanmış yapısı nedeniyle suda çözünür. İnsan ve hayvanlarda alınan besinlerden glukozun fazlası karaciğer ve kaslarda glukojen şeklinde depo edilir. Bu yüzden hayvansal nişasta da denir. Glikojen düz glikozit bağıyla dallanmış yapı oluştururlar. Karaciğerde depolanan glikojen canlı ihtiyaç duyduğunda glikoza dönüşerek enerji elde edilir. Kaslarda depolanan glikojen ise kasların kendi ihtiyaçlarında glukoza dönüştürülerek harcanır. Protein ve aminoasitlerin fazlasıda karaciğerde glikojen olarak depolanır. Glikojen depolanması sadece patolojik durumlarda artar.
Sadece Karaciğerde glikojen glukoza dönüşerek kana geçer. Kaslarda glikojen glukoza dönüşerek kana geçemez.
Not:Nişasta selüloz bitkilerde, glukojen ise hayvanlarda glikojen bulunur.

Mukopolisakkaritler: Bunlar amino azot ( Sülfirik asit de içerir.) kapsayan kompleks polissakkaritler. Bunlar amino şekerlerdir.( Glukozamin )
En önemlileri:
Kütikula: Kurak bölgelerde yaşayan bitkilerin yapraklarının üzerini kaplayan ve fazla su kaybını önleyen tabakaya kütikula tabakası denir.
Kitin: (Şeker + Protein) : Böceklerde dış iskeleti oluşturan şeker ve proteinden oluşan sert tabakaya kitin adı verilir.
Heparin : Kanın damar içinde pıhtılaşmamasını sağlar.
Örümcek ağı: Sıvı salgılanır. Havayla temas edince katılaşır.
Karbonhidratların Genel Özellikleri
Canlılar tarafından öncelikli enerji kaynağı olarak kullanılır.
Protein ve yağlarla birlikte hücre zarı yapısına katılır.
Metabolik olayları düzenlerler.
Fazlası yağ şeklinde depolanır.
Besinlere lezzet verir. Dişe yapışan şekerler bakteri üremesine neden olurken, bakterinin asit salgısı diş çürütür.
Karbonhidratların İnsan Vücudu İçin Önemi

Karbonhidratlar memelilerin kanında bulunması gereken maddelerdir. İnsan kanında 1000 ml’den yaklaşık 90 mg glikoz bulunur. Glikoz beynin en önemli yakıtıdır. Glikozun kandaki yoğunluğu en düşük düzeydeyken bile önce beyin beslenir.
Glikoz, hücrelerde oksijenli solunum ile su ve karbondioksite kadar parçalanır. Bu arada açığa çıkan enerji bağ enerjisi şeklinde depolanarak kullanılır.
Glikoz proteinlerle birleşerek glikoproteini , yağlarla birleşerek glikolipiti oluşturur.
Bu şekilde yapı maddesi olarak hücre zarının yapısına katılır. Riboz, RNA, ve ATP ‘nin , deoksiriboz ise DNA’nın yapısına katılır. Laktoz memeli sütünde bulunur ve yavrunun beslenmesinde önemli rol oynar.
Karbonhidrat Bakımından Zengin Besinler
Çoğunlukla bitkisel yiyeceklerde bulunur. En zengin kaynakları tahıllar , tahıl ürünleri, ve baklagillerdir. Sebze-meyvelerde az bulunur. Bunlarda dengeli beslenmeye yarayan protein vb mineraller bulunur.

LİPİDLER ( YAĞLAR)

Yapılarında C, H, O bulunan uzun zincirli bol oksijen içeren ikinci dereceden enerji kaynağı olan ve en yüksek enerjiyi elde ettiğimiz organik moleküllerdir. İçerdikleri karbon miktarı oksijene göre daha fazla olduğundan karbonhidrat ve proteinlerden daha fazla enerji verirler.Yapılarında C oranı Oksijen oranından fazla olduğu için daha fazla enerji verirler.Isıya protein ve karbonhidratlardan daha dayanıklıdır.
Kutuplu ( Polar ) bir yapıya sahip değildirler. Bunun için suda çözünmezler. Organik çözücülerde çözünürler. ( Eter, kloroform, benzen, alkol ......)Biyolojik yönden önemli olanlar Yağ asitleri, nötr yağ, fosfolipid ( Bileşik yağlar ) ve steroidlerdir.
Not: Yağların en fazla enerji veren organik bileşikler olmasına rağmen sindirimleri ve emilimi zor olduğu için II. Derecede enerji verici olarak kullanılırlar. Çünkü açığa çıkan hidrojenlerin suya dönüştürülmesinde bol miktarda oksijene ihtiyaç duyulur.Canlılar vücutlarına aldıkları karbonhidrat ve diğer besinlerin fazlasını yağa dönüştürerek depo ederler. Bunun sebebi karbonhidratlara göre yağlar iki kat fazla enerji verirler. Yani bir kilo karbonhidrat vereceği enerjiyi yarım kilo yağ verir. Yoğunlukları azdır. Buna bağlı olarak ;
Uzun göç yollarını kullanan ( Leylek ve kaz ),Çöl hayvanları örneğin: develerde Kış uykusuna yatan canlılar (Ayı) vücudunda yağ depo eder.Yağlar derinin altında bir tabaka oluşturarak ısı kaybını engeller. Vücudu soğuğa karşı korur. Örneğin balinalar ve kutup ayıları.Çarpma ve darbelere karşı vücudu korur. Hücre zarının yapısına katılarak seçici geçirgenlikte rol oynar.Eklemlerin çalışmasında rol oynar.

YAĞLARIN SINIFLANDIRILMASI
Yağ Asitleri : Uzun C zinciri ve bir ucunda karboksil
(COOH) grubu bulunan asit özelliği gösteren bileşiklerdir. Yağ asitlerinde C sayısı daima çifttir. İkiye
ayrılırlar.
Doymamış Yağ Asitleri: Karbonlar arasında çift bağ içeren yağ asitleri taşıyan dolayısıyla sıvı özellik gösteren bitkisel yağlardır. Oleik asit, linoleik asit doymamış yağ asitlerindendir. Doymamış yağ asidi içeren yağlara doymamış yağ denir. Ör: Zeytinyağı, Ayçiçek yağı
Doymuş Yağ Asitleri: C atomları H’ lerle doyrulmuştur. Karbonlar arası tek bağ olan ve oda sıcaklığında katı olan hayvansal yağlardır.Bütrik asit, palmitik asit doymuş yağ asitlerindendir. Doymuş yağ asidi içeren yağlara doymuş yağ denir. Ör: tereyağı, kuyrukyağı. (Balık yağı istisna)
Margarinler: Doymamış bitkisel yağların yüksek basınç altında C ‘lar arasındaki çift bağların açılıp H ‘ le doyrulmasıyla oluşur.

Not: Karbon zincirinde iki adet çift bağı bulunan linoleik asiti yapamaz. Linoleik asit vücudda yapılamayan ve vücuda alınması gerekli olan yağ asitlerine zorunlu yağ asitleri denir.
Nötr Yağlar: Üç karbonlu bir alkol olan gliserol ile alkol gruplarına üç yağ asidinin bağlanmasıyla meydana gelir. Reaksiyon sonunda üç H2O açığa çıkar. Arada üç ester bağ oluşur.
Hayvansal yağlar, doymuş yağ asitlerinden oluşmuştur.
Bitkisel yağlardaki doymamış yağ asitleri hidrojenlerle doyrularak margarinler yapılmaktadır.
Yağların hücrede yanmasıyla fazla miktarda metabolik su meydana gelir.
Bu durum kış uykusuna yatan ve uzun göç yollarını kullanan hayvanların için çok miktarda yağ depo ettiklerini daha iyi açıklar.
Yağlar aynı zamanda hafiftir,çok enerji verir.
Özellikle uçan hayvanlar depo edilmiş enerji hammaddesi olarak yağları kullanırlar.
Not: Nötral yağlar vücudda yağ asitlerinin depo ediliş şeklidir. Çünkü yağ asitleri nötralize edilmezse PH dengesini bozar.
Bileşik Yağlar: Yağların proteinlerle veya fosfatlarla yada polisakkaritlerle meydana getirdiği bileşiklerdir.
Yağ + protein Lipoprotein
Yağ + Fosfat Fosfolipid
Yağ + Polisakkarit Lipopolisakkarit
Yağ + Glikoz Glikolipid
Fosfolipidler: Hücre zarlarının önemli kısımlarındandır. Yağların yapısına katılan yağ asitlerinin birinin yerine fosforik asit, ve bir azot bazı bulunur. Hücre zarının yapısına katılır ve seçici geçirgenlik kazandırır. Yapısındaki yağ asitlerinin biri doymuş, biri doymamıştır. Ancak organik çözücülerde çözünürler. Hücre zarı, E.R golgi, lizozom, mitokondri zar yapısına katılır. İki sıra fosfolipit zinciri sırt sırta verdiklerinde aralarından su sızmaz.

Glikolipit: Sinir hücresinin yapısına katılır.
Gliserol + 2 yağ asidi + fosforik asit Fosfolipid + 3 H2O
Steroidler: Kollesterol, D vitamini, testesteron, Östrojen,böbrek üstü korteks hormonları, safra tuzları steroid yağdır. Hormonların bir kısmı ( erkeklik ve dişilik hormonu. Böbrek üstü korteks hormonları gibi ), safra tuzları ve vitaminlerin bir kısmı steroiddir. Bitki mantar ve alglerde de görülürler. Kauçuk, eterik yağ, reçine, haşhaş sütü gibi.yapıları C, H, O, atomlarından yapılmış iç içe 4 halkadan oluşur. İlk üç halka 6’şar C atomu son halka 5 C atomu taşır. Yağ asitleri taşımazlar. Organik eriticilerde çözündüklerinden yağlara dahil edilmişlerdir.
Kollesterol: Sadece hayvanlar tarafından sentezlenen steroid yağdır. Kesinlikle kanda bulunmaz. Kollesterol yağ asitlerinin çevresini sararak lenf ve kan içerisinde şilomikron denen tanecikleri oluşturur. Böylece yağ asitleri kanda ve lenfte PH dengesini bozmaz. Kollesterol hücre zarının geçirgenliğini sağlar ve dayanıklılığını artırır. Sinirlerde yalıtıcı olarak işlev görür. Safrada, beyinde, ve adrenal bezlerde bulunur. Bitkisel dokularda bulunmaz. Kanda oranının artması damar sertliği yapar. Damar iç yüzünde plaklar oluşarak damar çeperi daralır ve esnekliği kaybolur.

D Vitamini: Güneş ışığı ile birlikte kemikleşmeyi sağlar.
Karainoidler: bitkilerde renk maddesi olarak bulunurlar. Havuç ve portakalın rengini veren karatinoidlerdir. Fotosentezde çeşitli dalga boyundaki ışınları tutarak klorofile aktarır.

Eşey Hormonları: Dişide ve erkekte eşeysel faaliyetleri ve üreme faaliyetlerini düzenler. Östrojen, progesteron, testeron.
Yağların ayracı: Beyaz bir kağıt üzerinde yağa eter dökülürse saydam bir leke oluşur. Ayrıca sudan III çözeltisi ile pembe renk verirler.
Not: Asitler fenol kırmızısı ile sarı renk verirler. Dolayısıyla hem yağ asitleri, hem de aminoasitler fenol kırmızısı ile sarı renk verirler.
Yağ Bakımından Zengin Besinler
Bitkisel ve hayvansal kaynaklı yiyeceklerde az ya da çok miktarda yağ bulunur. En çok yağ bulunduran bitkiler ayçiçeği, zeytin, susam, pamuk çekirdeği, soya fasulyesi, ceviz, fındık, fıstıktır. Sebze ve meyveler de az miktarda yağ bulunur. Hayvanlarda yağlar yağ doku bulunduğu gibi etin içinde de vardır. Diğer yağ kaynakları kuyruk yağı, tere yağı ve iç yağdır. Süt ve yumurtada da yağ bulunur. Yumurtanın yağı daha çok sarı kısmındadır.

ATP

Yüksek enerjili fosfat bağları hidrolizle koptuğu zaman açığa çıkan yüksek enerji biyokimyasal reaksiyonlarda kullanılır.
ATP -------- ADP + P + 7300 Kal (enerji)
ADP ---------- AMP + P + 7300 Kal (enerji)
Not:
AMP = Adenozin Mono Fosfat görüldüğü gibi bir adenin nükleotitdir. Yapısı RNA ‘da kullanılan Adenin Nükleotide uyar. Çünkü yapısında kullanılan şeker Riboz şekeridir.
Canlılar yalnızca ATP adını verdiğimiz molekül içerisinde bulunan fosfatlar arasındaki kimyasal bağ enerjisini kullanabilir. Bu enerjinin kaynağı karbonhidrat, yağ, protein’ lerdir. Canlılar bu organik moleküllerdeki kimyasal bağları parçalar. Buradan açığa çıkan enerjiyi fosfatlara aktarır.
Yüksek enerjili fosfatlar birbirine dehidrasyonla bağlanır. Böylece ATP sentezlenir. (Fosforilasyon) daha sonra enerjiye ihtiyaç olduğunda bu bağlar tekrara suyla ( Hidroliz) parçalanır. Açığa çıkan enerjiyi canlı kullanır. Fosforilasyon: ADP ’ye bir fosfat grubu eklenerek ATP sentezi olayına fosforilasyon denir.


ATP SENTEZ REAKSİYONLARI:
1. Fotofosforilasyon: Işık enerjisinin fosfat bağına çevrilmesidir. Işığı emen klorofil molekülünden elektronlar başka bir
klorofile veya E.T.S. ye gönderip yükseltgenirken taşıdıkları enerjiyi serbest bırakırlar.
Oksidatif fosforilasyona benzer, yalnız klorofil şarttır. Bazı bakterilerde sitoplazmada, ökaryot canlılarda kloroplastlarda
gerçekleşir.
2. Oksidatif Fosforilasyon: Mitokondride organik moleküllerin yıkımıyla oluşan ürünlerin yüksek enerjili elektronları E.T.S.
aracılığıyla kademe kademe oksijene iletirken elektronların enerjisinden ATP sentezidir.Prokaryot hücrelerde sitoplazmada,
ökaryot hücrelerde mitokondri de gerçekleşir.
3. Substrat Düzeyinde Fosforilasyon: Oksijenin yükseltgen özelliğine ihtiyaç duymadan ( Oksijensiz ) sadece enzimle
substrattan direk ATP sentezidir. ( Fermantasyon) Bu durumda ADP yüksek fosfat grubu transfer potansiyeline sahip bir
molekülle direkt ilişkiye girer. Hücre sitoplazmasında O2 ve E.T.S. olmadan enzim varlığında olur. Enzimler tüm canlılarda
var olduğundan tüm canlılarda görülür. Bazı bakteriler yalnızca fermantasyoın yapar.
NOT: Evrimde ilk ortaya çıkan fosforilasyon şeklidir. Sonra fotofosforilasyon en son ise oksidatif fosforilasyon sentezlenir.
4. Kemosentetik Fosforilasyon : İnorganik bileşikleri oksitleyerek elde ettikleri enerjiyle besin üretirler. Yalnızca bu olayı
kemosentetik bakteriler yapabilir.
F O S F O R İ L İ Z A S Y O N
ATP’ nin sentezi sırasında enerjinin %60 ‘ı ısı şeklinde açığa çıkar. Bu ısı vücut ısısının oluşumunda rol alır.
Metabolizma:
Hücrede enzim katalizörlüğünde gerçekleşen yapım yıkım reaksiyonlarının tamamına denir.
¨ ÖZÜMLEME: Asimilasyon, anabolizma,yapım da denir. Hücrelere alınan küçük moleküllü maddelerin özel enzimlerle ATP harcanarak, büyük moleküllü maddelerin yapımına denir. Su açığa çıktığı için dehidrasyon olayıdır. Protein sentezi, enzim, nükleik asit, ATP sentezleri vb. ayrıca fotosentez ve kemosentez
¨ YADIMLAMA: Katabolizma, dissimilasyon, yıkım da denir. Hücrede özümlenen maddeler gerektiğinde özel enzimlerle yapı taşlarına ayrılır ve ATP elde edilir. Oksijenli solunum ve oksijensiz solunum, sindirim, ATP’nin hidrolizi.

VİTAMİNLER
Düzenleyici besinlerdir.
Hayvansal hücrelerde sentezlenemezler.
Günümüzde yapay olarak ta elde edilmektedirler.
Hücre zarından kolaylıkla geçebilirler.
Sindirime uğramazlar. Enzimlerin yapılarına katılırlar.
( özellikle B grubu) yada koenzim olarak görev yaparlar. ( D ve K gibi). Bitkiler tarafından sentezlenirler. Az bir kısmı hayvanlar tarafından provitamin den gerçek vitamine dönüştürülürler.
Enerji elde etmede kullanılmazlar. İkiye ayrılırlar:
SUDA ÇÖZÜNENLER:
B ve C grubu vitaminlerdir.
B vitamini: Tohum ve tahılların kabuk kısımlarında her bir çeşidinin ayrı görevi olmak üzere genel olarak sinir sisteminin düzenlenmesi, beriberi ( Kas ve sinir zayıflaması) ve pellegra ( Vücudun ışık gören kısımlarında deri yangısı şeklinde ortaya çıkan ) hastalığı saç ve cilt sağlığı.
C Vitamini: Askorpik asit, turunçgiller, biber, kuşburnu, böğürtlen de bulunur. Hava ile temas edince özelliğini
kaybeder. Damarların güçlenmesi hastalıklara karşı direnç sağlar. Eksikliğinde skorbüt – diş eti kanamaları
gözlenir. Oda sıcaklığında kokusuz, renksiz, suda kolay, alkolde zor eriyen kristaller halindedir. Tadı tam ekşidir.
Eritildiğinde , havada, ışıkta çabuk bozulurlar. Normalden az alındığında damar duvarlarındaki hücreler
bozularak jelatin gibi bir şekil alır ve kanın kılcallarından sızmasına neden olur. Bu durum ilk
olarak diş etlerinde kanamalar şeklinde ortaya çıkar. Buna skorbüt denir. Grip ve soğuk algınlığına
karşı direnci arttırır.
Not: Suda çözünen vitaminler vücutta depo edilmezler. Bu yüzden düzenli alınmaları gerekir. Eksikliğinde rahatsızlık hemen meydana çıkar .
YAĞDA ÇÖZÜNEN VİTAMİNLER:
Vücutta karaciğerde depo edilirler.
Örneğin: karaciğer de depolanan A vitamini 10 ay alınmazsa yeterlidir.
A Vitamini: Öncül maddesi B- karoten’ dir. Havuçta bulunur. Karaciğerde A vitaminine dönüştürülür. Turp,
balıkyağı, karaciğer, et, süt, yumurta da bulunur. Enfeksiyonlara karşı direnç, gece daha iyi görmeyi sağlar.
Gözün retinasında bulunan ışığa duyarlı hücrelerdeki görme pigmentinin öncül maddesidir.
Eksikliğinde tavuk karası- gece körlüğü- kseroftalmi gözlenir.
D vitamini: Karaciğer, balıkyağında bulunur. Deri altında bulunan 7 dehidro kollesterol adlı yağlı bileşik, güneş
ışınlarındaki mor ışınlar etkisiyle D vitaminine dönüşür. Görevi: Bağırsaklardan Ca ve tuzların emilimini ve kemiklerde depolanmasını sağlar. Eksikliğinde çocuklarda raşitizm, yaşlılarda osteomalazi- kolay kemik kırılganlığı gözlenir.
Not: A ve D vitamini karaciğerde depolanmasına rağmen A vitamini fazla alındığında zehir etkisi yapar.
E Vitamini: Cinsiyet ve hafıza üzerine etkilidir. Ayçiçek, zeytinyağı, bitkisel tahıllarda, fındık, fıstık, ceviz.
Eksikliğinde kısırlık gözlenir. Bitkisel ve hayvansal yağlar içine o kadar geniş bir şekilde yayılmıştır ki normal
beslenenlerde yetersizlik söz konusu olmaz.
K Vitamini: Yeşil yapraklı sebzelerde bolca bulunur. Bağırsakta bulunan mutualist bakterilerce
sentezlenir. Kanın pıhtılaşmasında görev alır. Kanın pıhtılaşmaması ( Hemofili ) kalıtsal bir
hastalık olup K vitaminiyle ilgili değildir. K vitamini eksikliği pıhtılaşma süresini uzatır.
Ayrıca solunum enzimlerini de oluşturur. Hücre zarındaki aktif taşımada rol oynar. Yeni doğan
çocuklarda kanamalarda ciddi tehlikelere yol açar.
ÖRNEK : 1999 ÖSS
Vitaminlerle ilgili bazı özellikler şunlardır.
I- Bazılarının suda, bazılarının yağda çözünmesi
II- Bazılarının heterotrof canlıların vücudunda depolanması
III- Her vitaminin, yalnızca kendine özgü reaksiyonun
gerçekleşmesinde rol oynaması
IV- Heterotrof canlılar tarafından doğrudan
sentezlenememesi.
Bu özelliklerden hangileri heterotrof canlılarda, bir vitamin eksikliğiyle ortaya çıkan bozukluğun başka bir vitaminle giderilememesinin nedenidir?
A) Yalnız II B) Yalnız III
C) I ve II D) II ve IV E) III ve IV

Yorum Yaz